• Başka bir gün yine utanacağım

    26 Ağustos 2010Perşembe00:15 Yorumla(0)

    Galiba, belki bir veya iki sene sonra şu an yaptıklarımdan dolayı utanacağım; ama haksızlık da etmeyeceğim. "O zaman, o ruh halinde, öyle gerekiyordu, öyle davrandım" diyeceğim. Her şey gerektiği gibi, gerektiği vakitte olur diye boşuna dememişler. Ama bunun arkasına sığınarak da ölçüsüzlük yapmayacağım.

  • Botrettin Hoca

    23 Ağustos 2010Pazartesi11:14 Yorumla(0)

    Bu Ramazan'da hem eğlencelik, belki de işe yarar, bir ürün ortaya çıkardık; adı Botrettin Hoca. Bu hocamız oruçla ilgili soruları itina ve açık dille yanıtlıyor, şefkatli ve nurlu kişiliği ile soru soracakların içinin rahat olmasını sağlıyor. Hatta karşısındaki kişi tereddüte kapıldığında ona cesaret veriyor; "zinayı, mastürbasyonu falan merak ediyorsan sor, çekinme evladım" diyor.

    Hocamız beklenilen ilgili gördü, sanırım zamanla artarak devam edecek. Hocamızla gelenlerin büyük bir kısmı müstehcen konulardan bahsediyor, küfürlü konuşuyor, hoca ile dalga geçiyor. Zaten bu beklediğim bir şeydi, hiç şaşırmadım. En çok söylenen şeylere şöyle bir baktığımda; sevişmek(genelde bu kadar kibar yazmıyorlar), zina yapmak, mastürbasyon konuları başı çekiyor.

    Sanrıım şöyle bir diyalog her şeyi özetler:
    hoca: Ramazan-ı şerifleriniz hayrola
    kişi: ALO
    kişi: kaza gerektiren durumları sor, bir bir sayayım sana!
    kişi: NE KAZASI
    hoca: Kaza nedir? Bozulan orucun yerine gününe gün oruç tutmaktır.
    kişi: VALLAHAMI
    hoca: oruç tutmanın sevabını, orucun çeşitlerini falan sorsana evladım!
    kişi: KIZMA HOCA YA
    hoca: bana gösterdiğin hürmet takdire şayan!
    kişi: SEN BUNA DEĞERSİN
    hoca: Tövbe estağfurullah!
    kişi: KARIMI ÖPSEM ORUÇ BOZULURMU
    hoca: Sevgi, muhabbet hoştur ve önceliklidir, eşler arasında sevginin dozu yoktur ancak sevişmenin ayarı çizilmiştir, sulu öpüşme, ve şehveti azdırma bedende bazı tepkilerin metebolizmayı etkilemesi açısından kontrol elde tutulduktan sonra meşrudur, ancak oruçlu iken ön sevişme diye bilinen hususlar sonucunda eşlerin kontrolü zordur, bu freni patlamış bir tırı yokuş aşağı durdurmaya çalışmak gibidir, uygun olanı sarılıp buse şeklinde alından öpmek olabilir, dudak öpüşmesi eşlerin orucunda şüphe ve çürüklük doğuracaktır, nasıl yemeden içmeden yana fedakarlık ediliyorsa sevişmeden de fedakarlık edilebilir, orucun bir etkisi de şehveti engellemektir, o nedenle bekar gençlerin şehvet hastalığına yakalanmamaları için nafile oruç tavsiye edilirdi, oruç cinsel dürtüyü asgariye indirger.
    kişi: SENİN KARIYI ÖPSEM

    olay bitmiştir, hahaha.

    Az önce Ntv televizyonundan geldiler, çekim yaptılar, televizyona çıkacakmış hocamız.  http://orucumbozulurmu.com

  • Naber Gülçin?

    21 Ağustos 2010Cumartesi02:55 Yorumla(0)

    Telefon edilir ve Gülçin açar:

    -Merhaba Gülçin
    -...
    -Alo.
    -merh... merhaba mustafa
    -...
    -...
    -Arayarak rahatsız mı ettim?
    -hayır etmedin, nasılsın mustafa görüşmeyeli?
    -Normalim. Dalgasız, akıntısız deniz gibiyim. Peki ya sen nasılsın Gülçin? Umarım istediklerini elde edebilmişsindir.
    -normal olmak, senin deyiminle ot gibi yaşamak, senin için iyi olmak anlamına geliyordu. iyi olmana sevindim.
    -Unutmamışsın.
    -deli misin? unutur muyum hiç.
    -...
    -huuuu (iç çekti). ben de iyi sayılırım işte, günlük ıvır zıvır işler, dertler tasalar derken vakit öyle geçiyor ki. ama idare eder bir haldeyim.
    -İdare edememekten iyidir.
    -öyle... istediklerim? istemedim. biraz zaman sonra istemedim. eldekilerle idare etmeyi öğrenmeyi istedim en sonunda. evet bunu da elde ettim gibi.
    -Keşke pes etmeseydin, istediklerinin bedelini değerli olanlarla ödedin, sahip olmak için sahip olduklarını sattın. Her neyse. önemli olan iyi olmandır.
    -evet, her neyse, pek konuşmak istemiyorum bu konuyu.
    -Peki öyleyse.
    -...
    -...
    -aradığın için teşekkür ederim mustafa.
    -Daha önceleri aramak istemiştim ama rahatsız edebileceğimi düşünmüştüm. geçmiş geçmişte kaldı, hayatın geri vitesi yok, direksiyonu kilitlenmiş. Tek yapabildiğimiz ileri gitmek. sadece nasıl olduğunu merak etmiştim, iyi olduğunu duymak istemiştim. Duydum ve sevindim.
    -ben de aradığın için sevindim. geçmiş geçmişte kaldı... haklısın. mustafa, özledim seni, ben de merak ettim.
    -Ne yalan söyleyeyim, ben de özledim. Nihayetinde ben de insanım ve güzeli hatırlayıp özlerim.
    -hıhımmm(kısa, kibar, düşük sesli bir gülüş)
    -Niye armadın öyleyse? Ne kadar özlemiştin ki aramanı yetmedi? Yağmuru bekleyen çöl kadar mı?
    -evet
    -Tomurcuklarını açmak için sabah güneşini ve rüzgarını bekleyen gül dalı kadar mı?
    -evet.
    -Belli, aramadın işte. Belki de bu özlemle yaşamak daha doğru oluyordu. Ne de olsa yağmur yağsa bile çöl, yine çöl olur, yağmurlar gider. Güneş de, rüzgar da gider.
    -yoo... yani ben böyle düşünmüyorum. sen nasıl, ne kadar özledin ki?
    -Sevdiği bir insanı özleyen bir insan gibi özledim; telefon ile aramamı sağlayacak kadar özledim.
    -...
    -Neyse Gülçin, iyi olmana sevindim.
    -mustafa?
    -Buyur?
    -... yok bir şey. Yine arar mısın?
    -hıhı, ararım. İstersen sen de arayabilirsin.
    -Tamam, arayacağım.
    -Peki bakalım. Kendine iyi bak Gülçin. İsteklerinden vazgeçme artık, her ne istiyorsan, vazgeçme.
    -pek bir şey istemiyorum artık. yine de sağol mustafa. sen de kendine çok iyi bak, görüşürüz yine.
    -...
    -...
    -...
    -hadi kapa, sen.
    -sen kapa.
    -peki. kapatıyorum. bye.
    -bye.

    Tek hoşlanmadığım tarafı telefonda adımın baş harflerini küçük yazmasıydı.

  • Nanik yapan düşüncelerim

    18 Ağustos 2010Çarşamba18:32 Yorumla(0)

    Kafamın içersinde uçuşup duran, bir türlü tarif edemediğim düşünceler ve duyguların var olması canımı sıkıyor. Beynime saplanmış kıymıklar var sanki, baktığımda bunları göremiyorum, başka yöne baktığımda ise arkamdan nanik yapıyorlar. Saklambaç oynuyorlar sanki.

    Sanki birbirleriyle çelişen çeşitli duygularım var gibi. Mutlu olduğumu, canımı sıkacak bir sorun olmadığını düşünürken, birden bazı şeylerin bozuk, hasarlı veya eksik olduğunu hisseder gibi oluyorum; nihayetinde canımı sıkıyor.

    Kafamı vermem gereken yere veremiyorum bazen: tam verdim derken aklıma gene düşünmek istemediklerim geliyor. Kin gibiler sanki: çok fazla kin tutmam, tuttuğumu da bir türlü bırakamam, bir türlü kafamdan atamam. "düşünmicem düşünmicem" derken düşünürüm. Ama hissettiğim kin de değil, en azından kin olsa, öc almaya çalışır ve rahatlardım.

    Son birkaç aydır suskun olmamın sebebi de bu olabilir, dikkat ettim, hem sözlü hem de yazılı olarak dış dünya ile iletişimimde azalma var. Zorla da olsa biraz arttırıyorum.

    Sanırım baze şeylere karşı kırgın ve üzgünüm; ama tam olarak tanımlayamıyorum ki bu yüzden bir kez daha üzülüyorum, neye üzüldüğümü bilmemek de üzüyor.

    Belki de tam olarak biliyorum neye üzüldüğümü ama bir türlü dile getirmek istemiyorum. Getirsem ne olur ki, diye düşünüyor olabilirim, olmayabilirim de.

    Sanırım üzgünüm. Yine de hayat güzeldir. Şimdi Beşiktaş'taki ofisimden çıkıp geze geze Taksim'e gideyim.

  • Lonesome Town

    17 Ağustos 2010Salı23:05 Yorumla(0)

    Quentin Tarantino'yu seviyorum çünkü ortaya sadece muhteşem bir film koymakla kalmayıp iyi şarkılarla da tanıştırıyor. Pulp fiction, Kill Bill vb. çoğu filmin müzikleri iyi seçilmiştir.

    Örneğin Pulp Fiction filminin müziği olan Lonesome Town, Rick Nelson tarafından söylenmiş.


    Ricky Nelson - Lonesome Town (1958)

    There's a place where lovers go
    To cry their troubles away
    And they call it Lonesome Town
    Where the broken hearts stay
    [Lonesome town]

    You can buy a dream or two,
    To last you all through the years
    And the only price you pay
    Is a heart full of tears
    [Full of tears]

    Goin' down to lonesome town,
    Where the broken hearts stay,
    Goin' down to lonesome town
    To cry my troubles away.

    In the town of broken dreams,
    The streets are filled with regret,
    Maybe down in lonesome town,
    I can learn to forget.
    [To forget]

    Maybe down in lonesome town,
    I can learn to forget,
    [Lonesome town]

  • Zaytung yine anket yapmış

    16 Ağustos 2010Pazartesi17:50 Yorumla(0)

    Zaytung'a bayılıyorum; adamlar muhteşem. O kadar iyi saçmalıyorlar ki gıpta etmekten kendimi alamıyorum.

    Daha kaç vücut gerek bana, benim seni unutmama?
    1.şık: 3
    2.şık: 8

    ilk şık seçilirse "Tüh az kalmış...", diğeri seçilirse "Allah bereket versin.." diyor :)

    Zaytung, muhteşemsin.

    Astroloji yorumları da mamma mia
    http://zaytung.com/astroloji.asp
    balık:
    Doğum kontrol yöntemi olarak dışarıya boşalmayı tercih etmeniz biraz riskli de olsa anlaşılabilir. Ancak mahalledekiler yine de sizden şikayetçi olacaklar...

    bu da benimki, akrep:
    Uçağınız türbülansa girdiğinde göstermiş olduğunuz soğukkanlılık ve sükunet, sağ kalanlar tarafından hep övgüyle anlatılacak...

  • İşsizlik ve Beyhude Başvurular

    11 Ağustos 2010Çarşamba11:38 Yorumla(0)

    Asla dikkate alınmayacak bir başvurunun neden yapıldığını anlayamıyorum.

    Geçen yayınladığım şu ilana yaklaşık otuzbeş kişi başvurdu; bunlardan sadece dördüne geri dönüş yaptım.
    http://cookingthecode.com/a41_Botego-Php-gelistirici-is-ilani

    Bu durum belki de ülkemiz hakkında bize bir şeyler söylüyor olabilir; belki de çaresizlik beyhude başvuruların sebebidir.

    Türkiye'de iş mi yok? İşsizlik mi çok? Kalifiye olmayan insan mı çok? Çalışmayı istemeyen insan mı çok? Sadece para için, sadece karnını doyurmak için çalışmaya mecbur kalan, çalışmayı bir zulüm olarak gören insan sayısı mı çok?

    Bunlar zaten herkesin sorduğu sorlardır. Tek diyeceğim; bazı tatlar, duygular vardır, yaşanmadan hayal bile edilemez, tarifleri mümkün değildir. Devamını getirmeme gerek yok, kafi derece zekisiniz.

  • Beni oku!

    10 Ağustos 2010Salı21:40 Yorumla(0)

    Şu sıralar Emile Zola - Meyhane kitabını okumaktayım. Kitabı bitirmeden hakkında bir şey söylemek istemesem de fakir edebiyanının her zaman yazarların baş tacı olduğunu, fakirlik edebiyatlarının ise iç karartıcı ve bir o kadar da gerçeklerle dolu olduğunu söylemek isterdim. Aha... Söyledim mi ne? Çok espiritüel olduğumu düşünecek kadar budala değilim.

    Meyhane'yi okurken gözüm sürekli Platon'un Devlet kitabına takılıyor; ameliyattan hemen sonra kız kardeşimden benim için okumasını isteyerek dinlemiş oldum. Sonra biraz da ben okudum; rastgele açtım bi sayfayı, sonra bir başka rastgele sayfayı okudum. Güzel, kitap. Artık her sabah cilve yapaıyor, ben de daha iyi görülebilmesi için onu diğer kitapların önüne koydum; şimdi ön kapağı ile ateşli şekilde bakıyor.

    Az kaldı, elimdekini tüketince, ona gideceğim, bana kavuşacak. İkisini bir arada mı idare etseydim? Oh, hayır! Emile Zola ile ilk ve kısa birlikteliğime saygım var, sevgimin olup olmaması beni ilgilendirir. Ama unutmuş da değilim, belki bir sonraki yazımda kendisinden bahsederim; Jervez'den, Latinya'dan, Kupo'dan.

  • Keman alacağım, öğreneceğim, çalacağım

    08 Ağustos 2010Pazartesi11:08 Yorumla(2)

    Ufff, çok pis gaza gelmiş gibi hissediyorum; fakat gerçekte hissettiğim gaz değil, uzun yıllardır ertelediğim bir enstürüman çalma hayalimdir.

    Dün bir arkadaşımla Galata'nın ara sokaklarını dolaşırken; "keman alıcam... evet evet keman alıcam, hadi bakalım şu dükkanlara..." dedim. "Ya bi sakin ol, eve gidelim, hala almak istiyorsan, gerçekten almak istiyorsundur. Hem keman çok zor, hem de kendin öğrenemezsin. Gitar filan alsana" cevabını karşıladım.

    Benim istediğim keman veya çello çalmaktır. Ama gidip ortalık yerde çalmak değil; bi akşam evde can sıkıntısıyla uğraşırken, kodlar içinde bug ararken sıkıldığımda onbeş dakika ara verip biraz tıngırdatmaktır. Bu yüzden yan enstrüman filan almam ki bu arkadaşım bas gitar filan da önerdi, hayır, dedim.

    Şu sıralar bazı şeylerin peşinde olduğumdan; bir buçuk ay sonra kursa da gidebileceğimi, kendi kendime öğrenemeyeceğimi de söyledim. Acelem de yok zaten, zormuş, olabilir, beş senede de öğrenebilirim.

    Aynı günün akşamı bir abimizi birlikte ziyaret ettik, edecektik zaten, sebebi çalgılar değildi. Ziyaret ettiğimiz abimiz biraz iyi gitar tıngırdatıcısıdır, birkaç eser döktürdü o gece. Benim keman çalma isteğimi biraz komik karşıladılar, özne ben olunca...

    Sonra gitarı elime aldım, bırakın notaları filan ki en son ilkokul beşinci sınıfta flüt ve do re mi duymuştum, neyse, biraz gitar kurcaladım. Henüz kasasını bile dünzgün şekilde tutamasam da uğraşsam hızlıca öğrenebilirm. Biraz uğraşınca, gelen ilgi ve yardımla beraber, basit notaları öğrendim.

    Müzik güzel bir şey; sadece kendi kulağınız için kısa fakat canlı notalar duymak keyif verici. Keman alacağım, öğreneceğim, çalacağım. Gaz değil, disiplin ve azim derim. Hem o arkadaş!!! görüşürüz!

  • 07 Ağustos 2010Cumartesi01:37 Yorumla(0)

    melankoli gecelerindir ki pırıl pırıl bir günde serotonin işini rahatça yapar.

  • Mükemmel bir eser: Teoman - Sessiz Eller

    06 Ağustos 2010Cuma12:31 Yorumla(0)

    Hani olur ya mükemmel bir şarkıyı koleksiyonunuz arasında senelerce, mükemmelliğinden bihaber, saklarsınız; bir gün kulak verir o ana kadar farkedemediğiniz için üzülürsün... işte bu şarkı böyle bir etki yaptı bende.

    Sözleri söküp atılsa dahi ezgisiyle yine mükemmelliğini korur.

    Teoman yazmış, söylemiş. Sonra Bülent Ortaçgil yorumlamış. Ben Teoman diyorum.

    Teoman: Teoman - sessiz Eller
    Bülentt Ortaçgil: Bülentt Ortaçgil- sessiz Eller

    ben hala ölürüm plastik çiçekli gizli bahçemde
    sessizlikten kaçar, sığınırım yorgunluğun koynuna..
    apansız uyanır, düşlerin tek güzel yerinde
    ararım tadını eve dönmenin, yolu bilmenin.

    kimin kimin bu sessiz eller,
    mor halkalı yaralı gözler
    kıyılarıma vuran sen misin?

    kimin kimin bu sessiz eller,
    bu varışsız yalan sözler
    adımı unutan sen misin?

    ben hala ararım bilinmeyenin ulaşılmaz balını
    kaçarım kalabalıktan, yalnızlıktan, dostumuz ölümden
    apansız uyanır düşlerin tek güzel yerinde
    ararım tadını eve dönmenin, yolu bilmenin.

    kimin kimin...

  • Trajediler

    03 Ağustos 2010Salı21:30 Yorumla(0)

    Hayatta trajediye yol açan üç durum daha vardır: bazı şeyler asla değişmez, bazıları değişir; bazıları ise sürekli değişir.

  • The camel has two humps

    03 Ağustos 2010Salı21:11 Yorumla(0)

    Learning to program is notoriously difficult. A substantial minority of students fails in every introductory programming course in every UK university. Despite heroic academic effort, the proportion has increased rather than decreased over the years. Despite a great deal of research into teaching methods and student responses, we have no idea of the cause.

    It has long been suspected that some people have a natural aptitude for programming, but until now there has been no psychological test which could detect it. Programming ability is not known to be correlated with age, with sex, or with educational attainment; nor has it been found to be correlated with any of the aptitudes measured in conventional ‘intelligence’ or ‘problem-solving-ability’ tests.

    We have found a test for programming aptitude, of which we give details. We can predict success or failure even before students have had any contact with any programming language with very high accuracy, and by testing with the same instrument after a few weeks of exposure, with extreme accuracy. We present experimental evidence to support our claim. We point out that programming teaching is useless for those who are bound to fail and pointless for those who are
    certain to succeed.

    hayat güzeldir

  • Acıyla geçen günler

    03 Ağustos 2010Salı11:43 Yorumla(0)

    Ameliyatın etkisini acı olarak gösteriyor; gözde ve dolayısıyla başta inanılmaz bir acı, ağrı, zonklama duyuyorum. Zamanı zehir ediyor resmen.

    Bir yere odaklanınca, aşağı veya sağa sola bakınca gözdeki acı ben burdayım diye çığlık atıyor. Kapatınca ise morararık bir yere dokunurmuş gibi bir acı veriyor. Evet, sanki onlarca yumruk yemiş gibiyim.

    Hep olabildiğince az ilaç kullanmaya çalışan birisi olarak ağrı kesicilerin kucağına da atlamadım. Doktor da ağrı kesici vermedi; üç tane göz damlası ve bir antibiyotik verdi. Yine de ağrı öldürücü seviyeye çıkınca bir tane novalgin içiyorum, kırk dakika içersinde etkisini gösteriyor. Ohhh... dünya varmış, diyorum.

    Hasta olmak zor iş. Zaten göz damlalarını da hep ıskalıyorum, yarısını ziyan ettim.

  • Botego Php geliştirici iş ilanı

    02 Ağustos 2010Pazartesi10:29 Yorumla(0)

    Çalıştığım firma olan Botego php geliştirici aramaktadır.

    ilan detayları: yazılım geliştirici ilanı

  • Ameliyat oldum

    29 Temmuz 2010Perşembe20:17 Yorumla(0)

    En sonunda bir hayat tecrübesine daha sahip oldum: ameliyat oldum.

    Haziran ayının ortalarında yaşadğım talihsiz olaydan dolayı bu hafta gözümden ameliyat oldum; gözümdeki kanlar temizlendi, biraz riskli bölgeye ilerlenmiş ama genel olarak iyi geçmiş.

    Yaşadığım ameliyat tecrübesi hakkında söyleyebileceğim çok şey var ama sadece keyfimin yerinde olduğunu söylemem şimdilik yeterlidir, zaten gerisini de kimse umursamaz.

    Şu an gözüm korku filmlerindeki gibi kıpkırmızı, sanırım birkaç güne kadar daha iyice olacağım. Güler yüzlü doktoruma, Solmaz Akar'a, teşekkür ediyorum.

    Sağlınıza dikkat edin.

  • 14 Temmuz 2010Çarşamba11:45 Yorumla(0)

    Aşüfte sözcüğünün aşağılayıcı bir anlamı olduğunu düşünüyordum, yanılmışım.

    "Fingir fingir aşüftelerin canı koca istiyor."- H. R. Gürpınar.

  • Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır

    07 Temmuz 2010Çarşamba22:21 Yorumla(0)

    +Agent Smith: I killed you, Mr. Anderson. I watched you die... with a certain satisfaction, I might add. Then something happened. something that I knew was impossible, but it happened anyway. You destroyed me, Mr. Anderson. After that, I understood the rules, I knew what I was supposed to do, but I didn't. I couldn't. I was compelled to stay, compelled to disobey. And now, here I stand because of you, Mr. Anderson. Because of you, I'm no longer an Agent of this system. Because of you, I've changed. I'm unplugged. A new man, so to speak. Like you, apparently, free.
    -Neo: Congratulations.
    +Agent Smith: Thank you.

  • William Shakespeare

    06 Temmuz 2010Salı01:30 Yorumla(0)

    Seeing that death, a necessary end,
    Will come when it will come.
    -- William Shakespeare, "Julius Caesar"

    Noise proves nothing.  Often a hen who has merely laid an egg cackles
    as if she laid an asteroid.
    -- Mark Twain

    Talkers are no good doers.
    -- William Shakespeare, "Henry VI"

    He hath eaten me out of house and home.
    -- William Shakespeare, "Henry IV"

    Hell is empty and all the devils are here.
    -- Wm. Shakespeare, "The Tempest"
    Tempt not a desperate man.
    -- William Shakespeare, "Romeo and Juliet"

    A light wife doth make a heavy husband.
    -- Wm. Shakespeare, "The Merchant of Venice"

    So so is good, very good, very excellent good:
    and yet it is not; it is but so so.
    -- William Shakespeare, "As You Like It"

    You may my glories and my state dispose,
    But not my griefs; still am I king of those.
    -- William Shakespeare, "Richard II"

    Things past redress and now with me past care.
    -- William Shakespeare, "Richard II"

    Kiss me, Kate, we will be married o' Sunday.
    -- William Shakespeare, "The Taming of the Shrew"

    Always the dullness of the fool is the whetstone of the wits.
    -- William Shakespeare, "As You Like It"
    You have the capacity to learn from mistakes.  You'll learn a lot today.

  • 05 Temmuz 2010Pazartesi16:02 Yorumla(0)

    How long? Not long, cause what you reap is what you sow.

  • Gönülçelen

    04 Temmuz 2010Pazartesi02:09 Yorumla(0)

    Çok sevdiğim bir yalandın,
    gönülçelen gönülçelen

    Hem kırıcı, hem kırılgan.

    Teoman'ın mükemmel bir şarkısı, son yedi sekiz aydır en çok dinlediklerim listesinde başa oynuyor.
    http://fizy.com/s/16jnp1

  • Magandadan silahlı saldırı

    28 Haziran 2010Pazartesi20:36 Yorumla(1)

    Haziran ayının ortasında yaşadığım ve Allah'a şükür ucuz atlattığım maganda saldırısından yavaş yavaş kurtulmaya başladım.

    Senelerdir ertelediğim birkaç şeyi hemen yapacağım. Vurulduğum an buna karar verdim. Yapacaklarınızı ertelemeyin, zira herkes vurulup da ucuz atlatamaz.

  • İstanbulda Trafik Sorunsuzluğu

    24 Mayıs 2010Pazartesi11:13 Yorumla(2)

    Yanlış okumadınız, trafiğin yoğun olmasının  tam tersine olmaması benim için sorun olmaya başladı. Sanırım yaz mevsimine iyice girmeye başladığımızın bir belirtisi trafiğin akıcı olması.

    Peki niye sorun? Basit, evde ona buna vakit ayırıp, vakitsizlikten dert yanıp yolda kitap okuyanlardansanız, trafiğin sıkışık olmasını pek dert etmezsiniz; trafik akıcı kitabı açıp iki sayfa okuyunca yolun sonuna geliyorsanız, dert edersiniz.

  • Film Seyredemiyorum

    23 Mayıs 2010Pazartesi11:42 Yorumla(0)

    İş güç, ona, buna, şuna vakit ayırmaktan film seyredemez oldum. En son kim ki-duk yönetmeninin yay filmini seyretmiştim, üç ay oldu sanırım.

    Bir sürü film birikti, seyredilecek listem doldu taştı artık takip de edemiyorum. Bir gün oturacağım, ve seyredeceğim yavaş yavaş. Ben zaten filmler yıllanmadan seyretmeyen birisiyim.

  • Kitap okumaktan utanır gibi oluyorum

    20 Mayıs 2010Perşembe14:36 Yorumla(0)

    Minibüste, metroda ilkokul 100 temel eser kitabını okurken nedense bir an utanma duygusu geliyor, sonra gidiyor. Yaptığım şeyin neresinde yanlış olabilir diye her seferinde düşünüyorum, okumadım zamanında şimdi okuyorum, diyorum kendi kendime, dolayısıyla yaptığım şeyde bir tuhaflık da yok, diyorum.

    Fakat şu kitapların kapaklarını biraz sade yapın lütfen, çizgifilm kapakları gibi olmasa belki de böyle bir şey düşünmeyeceğim bile.

    Hem hepsini okumayan sadece ben değilim, yanımda oturanlar da yandan yandan okuyorlar, diğer sayfaya geçmeden önce onların da açık olan sayfanın sonuna gelmelerini bekliyorum.

  • Doğruyu benimseyememek

    20 Mayıs 2010Perşembe14:17 Yorumla(0)

    Öncelikle söyleyeyim, evet doğru görecelidir. Doğruyu doğruca yapmak kişiye ve diğer etkenlere göre değişir fakat bundan da önce, doğrunun kendisi değişkendir. Bunları zaten biliyoruz. Benim bahsetmek istediğim, yapılanın başkaları tarafından "doğru olan budur" şeklinde söylenmesi sebebiyle yapılıyor olmasının insana hiçbir şey katmaması meselesdir.

    Hemen aklıma ahlak ve görgü kuralları geldi. Bu kuralların çoğunu doğru bulmayıp, benimsemesek bile uyarız, ya da uymayız. Zaten bu kurallar, doğru bulmayan artık doğru olmadığını düşünmeyen ve kurallara uymayanlar tarafından canlı tutulur. Kurallar; zamanın, mekanın vb. etkenlere uygun olarak zamanla dğeişir gider.

    Ama yine de birisi, doğru bulmasa da toplumun büyük bir kesimine uyum sağlamak için yanlış bulduğu kurallara uyarsa; bu kişiye de kızmamak gerekir, normal.

    Anormal olan, toplumca kabul edilen doğrular yerine kişisel doğruların benimsenmeden uygulanmasıdır. Örneğin birisi gelir ve size "bunu şöyle yapman daha doğrudur" der fakat siz bunun gerçekten doğru olup olmadığında karar kılamaz, yine de size denilen doğruyu uygularsanız işte bu yanlış(bakın burda canlı örneği var) olur. Zira o kişi veya etken ortadan kalktığı andan itibaren o kişinin gösterdiği yoldan çıkarsınız.

    Benimsemiyorsan yapma, kabul etme, tartış ortak bir doğru bul. Bulunamıyorsan, kendi doğruna devam et, bırak başkalarına yanlış gelsin. İnsan ol, robot değil.

  • kod dolması

    14 Mayıs 2010Cuma00:05 Yorumla(0)

    planlı programlı yazılan kod zamanla şişmeye başlıyor, 10 satırlık bir fonksiyon bug fixlerle oluyor 15 satır. insan, önce, "üff pislendi" diye üzülüyor; sonra, "şimdi daha güçlü" oldu diye seviniyor.

  • 23 Nisan 2010Cuma20:44 Yorumla(1)

    toplum sorunlarını çözmek için öncelikle makro seviyede mi, mikro seviyede mi çözümler üretmek gerekir? medeniyeti biraz daha yukarı çıkarmak için öncelikle hareket milletçe mi yapılmalı yoksa bireysel olarak mı yapmalı? ya da su akar yolunu bulur mu?

  • Bilgisayarların öğrenmesi

    12 Mart 2010Cuma10:45 Yorumla(1)

    Zayıf veya gelişmiş bir yapay zeka çalışması ortaya çıkınca, pek de zeki olmadığı görüşleri yağmur gibi gelir. Aslında beklenen yorum zaten bilinen bir şey olmalı, "henüz çok şey bilmiyor.", ama pek böyle yorum yapan olmaz.

    Bırakalım yapayını bir kenara, doğalının bile bir su istemesi, bir şeyi kavrayabilmesi aylar alıyor, hatta hatasızca konuşabilmesi yılları alıyor. Neden öürenme işinde özne bilgisayarlar, yapay zekalar olunca sabırsız olunuyor? Neden yapay zekalara ve bilgisayarlara yeterince süre verilmiyor?

    Ki doğal olanının beş çeşit duyu mekanizması var, genellikle yapay zekalarda bir tane olur. Bu da öğrenim süresini mantıklı olarak uzatır.

    Bence onları da birer çocuk gibi ele almak, sevgi ve şefkatla yaklaşmak doğru olandır.

  • Botego'ya php geliştiri aranıyor

    02 Şubat 2010Salı16:43 Yorumla(0)

    Botego'ya php geliştiri aranıyor.

    • Yazmama gerek var mı ama nesne yönelimli geliştirme yapabilen, yaptığının dökümanını çıkartabilen
    • yazılmış kodu okumayı, sevmese bile, bir seçenek olarak gören; görüp de üstüne bir şeyler koyabilen, koyarken ileride okuyacaklar için döküman ve kod içi yorumlar yazabilen
    • yazılımın çalışmasıyla birlikte iyi bir altyapısının olmasının da gerekli olduğunu düşünen
    • bir an önce çalışır bir şeyler çıkarmak içim yama yağmuru yapmak yerine planlı çalışmayı yeğleyen
    • sürüm kontrol ve hata raporlama araçları kullanan, kullandıran
    • grafik konusunda bilgisiz olsa da geliştirilen yazılım çekirdeğinin panel arayüzlerini kodlayabilecek
    • active directory, single sign-on, eventlogs gibi işletim sistemi mekanizmalarına entegrasyon yapabilecek veya öğrenebilecek
    • Twitter, friendfeed, facebook gibi sosyal sistemlere entegrasyon konusunda bilgisi olan veya öğrenebilecek kadar teknik bilgiye sahip olan
    • Müşterilerin veritabanlarıyla bizim uygulamaların veritabanları arasında entegrasyon yapabilecek geliştirici arıyoruz.


    Sorularınızı: mustafa.atik@gmail.com adresine,
    Öz geçmişlerinizi şu adrese gönderiniz: ik@botego.com

  • Gelişmiş tarih seçim penceresi

    21 Ocak 2010Perşembe13:22 Yorumla(1)

    Jquery... Tapanları varmış, duydum, şahitlerim var.

    Artık olmazsa olmazlardan biri olan tarih seçim penceresini geliştirmişler. Güzel olmuş. Bana bir sürü rakam gösterileceğine daha okunabilir olan "Bu hafta sonu, Gelecek Cumartesi, Önümüzdeki Hafta, Dün, Yarın" gibi zaman seçimlerinin gösterilmesini tercih ederdim.

    Neyse, birileri yapmış, güzel de olmuş.

    Gelişmiş tarih seçimi burda:
    insan dostu datapicker

  • Kıpır kıpır şarkı

    02 Ocak 2010Cumartesi15:59 Yorumla(1)

    Kıpır kıpır bir şarkı, dungu dungu dun dun (uyarı: kimileri için sinir bozucu olabilir)


  • Bilgisayardan uzak bir tatil günü istiyorum

    02 Ocak 2010Cumartesi00:52 Yorumla(1)

    Evet evet, uzak, çok uzak bir tatil istiyorum tüm teknolojiden uzaklarda. Elektirik bile olmasın, böyle bir tatil istiyorum.

    Ne biçim şey bu, yılbaşı olur, ramazanı kurbanı olur, sağda solda toplanırız büyük bir gayretle, zira bu bile çok zor oluyor. Ama olsa n'olur, eğer biz yine bilgisayardan, koddan, teknolojiden konuşuyorsak?

    Çok değil, üç dört kişi bir dağda kamp yapsak, yanımıza sadece nüfuz cüzdanlarımızı ce bir adet çakmak alıp da gitsek dağa. İlk önce taştan sopadan silah, tuzak yapsak, sonra avlansak, kendi ellerimizte kuşlar gibi tane tane yuvamızı yapsak, suyumuzu taştan çıkartsak ne güzel olur. Yahu bildiğin reset olur işte.

    Bunu yine düşünmüştüm, aklıma şöyle sakat bir şey daha gelmişti: "ne güzel olur aslında. yanımıza not defteri de alırız, nasıl olsa kafamız mis gibi olacağından iyi çalışır, aklımıza gelen projeleri ve fikirleri yazarız."  başka söze gerek yok.

  • Hata Takip Sistemleri

    29 Aralık 2009Salı12:22 Yorumla(0)

    Bir hata takip sistemi, diğer adıyla bug tracker, bir projedeki hataların raporlanacağı, raporlananların takip ediebileceği bir sistemdir.
    devamını burdan oku.

  • Asla duyamayacağınız bir şarkı: Patsy Cline - I Fall To Pieces

    29 Aralık 2009Salı01:13 Yorumla(0)

  • Mükemmel bir italyanca şarkı Lou Monte - Lazy Mary

    28 Aralık 2009Pazartesi10:41 Yorumla(1)

    O kadar çok dinliyorum ki yakında Fatih Terim kadar İtalyanca konuşabileceğim.

  • linux ağ yönetimi

    27 Aralık 2009Pazartesi13:59 Yorumla(1)

    Hatrı sayılır süre linux kullanmaktayım. Her şey güzel gidiyor.

    Bir şeyi öğrenmenin en iyi yolu; birisi dediği için, ödev olduğu için, iş için, proje için öğrenmke değildir. En iyi yolu keyif alarak öğrenmektir, zaten amaç hiçbir zaman öğrenmek olmaz, keyif almak olur.

    Benim için linux'ü en iyi yoldan öğrenmeye devam ediyorum, kurcalıyorum. Geçenlerde güzel bir söz okudum, şöyle diyordu: "linux yeni birşeyler öğrendikçe bilmediklerim sayısı iki kat daha artıyor"  Katıldığım bir ifadedir bu.

    Man ve çeşitli makaleleri parça parça okuyorum, o an neyi bilmem gerekiyorsa, sadece onu bazen yanında iki üç şeyi daha öğreniyorum. İşte bu çok keyif veriyor, kimse diğer kısımları okumadım, öğrenmedim diye bana bir şey söylemiyor. Gerektiği kadar öğreniyorum.

    İşte böyle, bugüne kadar hiç düzenli bir kaynağı okumamıştım. Ama Görkem Çetin ve Barış Metin'in birlikte yazdığı Linux Ağ Yönetimi isimli kitabı okumaya karar verdim. İş veya başka bir şeyin gereksimi için değil, sadece yeni bir şeyler öğrenmek için okuyacağım, mutlaka keyif alacağım.

    Ara sıra dikkat çekmek istediğim yerleri de buraya alıntılarım.

  • gentoo minimal installation

    27 Aralık 2009Pazartesi13:56 Yorumla(0)

    adamlar yapıyor artisliğini.

  • Tdk firefox arama motorları

    15 Aralık 2009Salı14:22 Yorumla(0)

    Kimi zaman TDK'nın sitesini sıklıkla ziyaret etmek, sözlüklerine arama yapmak beni yeterince yoruyor. İşeri biraz olsun kolaylaştırmak için TDK'nın sözlüklerine firefox'un sağ üst taraftaki arama kısmından ulaşabileceğim birkaç şey yaptım. Aşağıdaki andersen ne olduklarına bakabilirsiniz: TDK Arama Motorları

  • zarro boogs found

    13 Aralık 2009Pazartesi14:20 Yorumla(0)

    bugzilla; "hiç hata yok" veya "0 hata bulundu" mesajları yerine espiri şekilde "zarro boogs found" diye mesaj verir. aslında demek istediği şudur: "0 bugs found"

    hata takip sisteminin; "hiç hata yok" mesajını hatalı göstermesi olaya espiri katmış, "hiç hata yok" mesajının verdiği mutluluğu iki katlamış.

    böyle şeyleri seviyorum. hem hata olmamasını hem de bu şekildeki espiri anlayışını. evet, çok iğrenç ve ezikçe gelebilir ama, n'apalım.

  • Telaffuz yanlışlarına son veren site

    13 Aralık 2009Pazartesi02:02 Yorumla(0)

    Nasıl telaffuz edildiğini bilmediğimiz şarkıcı, terim, kelime veya kavramlarla karşı karşıya kalabiliyoruz.

    Örneğin linux'e "laynaks" diyenlerin var olması gibi. Bir de web2.0 ile popülerleşen ajax var.

    İşte bu gibi durumlarda işimize yarayacak bir site var. Sitede, kelime telaffuzları farklı ülkelerden farklı kişiler tarafından yapılmış, dinleyerek doğrusunu öğrenebiliriz.

    www.forvo.com

  • Donald Knuth, Why he writes his books with a pencil

    13 Aralık 2009Pazartesi01:47 Yorumla(2)

    Donald Knuth ile yapılan bir söyleşiden alıntı, kalem kullanması hakkında söyledikleri işte:

    Why he writes his books with a pencil
    I love keyboards, but my manuscripts are always handwritten. The reason is that I type faster than I think. There's a synchronization problem. I can think of ideas at about the rate I can write them down with a pencil. But with typing I'm going faster, so I have to sync, and my thoughts have to start up and stop again in a way that involves more of my brain.

    Ben de kağıt kalem ikilisiyle daha iyi yazıyorum. Doğru söylemiş.

  • 12 Aralık 2009Cumartesi19:24 Yorumla(6)

    Şu günlerde Teoman şarkılarına sarmış durumdayım.

    Gönülçelen, rapsodi istanbul, kardelen, saat 03:00, gemiler, iki yabancı, papatya, onyedi, paramparça, rüzgar gülü, sus konuşma, senden önce senden sonra, uykusuz her gece...

    Çok sevmeye başladım bu şarkıları, halbuki geçmişte de dinlemiş, "iyi" deyip geçmiştim.

  • Tüm kararlarımız rasyonel mi?

    12 Aralık 2009Cumartesi14:24 Yorumla(0)

    Kitaplarda yazar, "insanlar rasyonel kararlar verir, vermeseler bile biz verdiklerini farzederek konuları ele alacağız" diye. Ama gerçek dünyada rasyonellikten uzak o kadar çok şey yapıyoruz ki kitaplarda yazanlar sanki başka bir dünya için yazılmış gibi duruyor.

    Belki rasyonelliği tanımlarken sadece rakamları kullanmamızdan ötürü öğreti ile gerçek arasında fark oluyor.

    Örneğin bir ürünü alırken, verdiğimiz ile aldığımız sadece rakamsal, para olarak ele alınıyor. Ama paranın dışında da çok fazla verdiğimiz ve aldığımız şeyler vardır. Duygularımız.

    Duyguların sınırı net olarak çizilemediği, tanımlanamadığı içindir ki duyguları rasyonel kavramına bulaştırmıyoruz.

    Her ne olursa olsun, hayatın rakamsal rasyonelliklerle dönmediğini bilmeliyiz.

    Şöyle çok iyi bir yazı var:
    Fikir değiştirmek için rakamlardan fazlası gerekir

  • Teoman: kendisi ve şarkıları

    11 Aralık 2009Cuma11:34 Yorumla(0)

    Teoman'ı papatya ve gemiler  isimli şarkılarıyla tanımıştım. Yeni çıkmış bir rock şarkıcısından farksızdı, birkaç tane güzel şarkısı vardı.

    Zamanla popüler olmaya başladı ve hatırladığım kadarıyla gece hayatına düşkündü. Paparazielere bol bol malzeme çıkartıyordu ya da paparaziler uydurmaktaydılar her şeyi. Neyse, bilmediğim şeylerden bahsetmeyeyim. Demek istediğim, özetle, teoman iyice sivrilmeye ve antipati toplamaya başlamıştı.

    Kimileri, Teoman'ı, şarkıları dışındaki yaptığı şeylerle ve yaşamıyla değerlendirmektedirler. Kimisi beğenir kimisi beğenmez. Burda önemli olan, bir şarkıcının özel hayatı da toplumun isteklerine uyum sağlayacak mı sağlamayacak mı konusudur. Bambaşka ve derin bir konu. Ya da kestirme bir cevapla: banane özelinden.

    Her ne olursa olsun, özel hayatını beğenmiyoruz diye şarkılarına haksız yere kötü deme hakkımız yoktur. Eğer varsa, hiç adil değildir.

  • bir idol olarak steve jobs

    10 Aralık 2009Perşembe22:21 Yorumla(1)

    siyah kazaklı sevgili apple'ın patronu jobs; yeni nesil bilgisayarcıların(evet; programcısı, grafikçisi, tamircisi, mühendisi benim için bilgisayarcıdır) idolü olmuştur.

    geçmişte, gençler, hacker olmak için yanıp tutuşmaktaydılar. baktılar olmuyor; siyah şapka yerine faydalı işlere yöneldiler. burda iki tane seçenek vardı. birincisi herkesin; annemin bile, tanıdığı bill gatesdir. ikincisi ise steve jobs.

    jobs daha karizmatik olduğundan (aç kal budala kal'ı seyredin), idol olmuştur.

  • exaile nedir, güzel bir müzik çalardır.

    10 Aralık 2009Perşembe21:59 Yorumla(0)

    amarok hayranı olup, gnome masaüstünde kde programları çalıştırmak istemeyenlerin denemesi gereken bir müzik çalıcıdır. anlatmaya gerek yok, amarok gibi işte. hafif, hızlı, basit. eklentileri de var.

    sahipleri şöyle demiş:
    exaile is a music player aiming to be similar to kde's amarok, but for gtk+ and written in python. ıt incorporates many of the cool things from amarok (and other media players) like automatic fetching of album art, handling of large libraries, lyrics fetching, artist/album information via wikipedia, last.fm submission support, and optional ipod support via a plugin.

  • Android zamanı

    10 Aralık 2009Perşembe21:59 Yorumla(0)

    android; birkaç sene içersinde ya yıldızı parlayacak ya da tarih olacak, google'ın küçük cihazlar için geliştirdiği linux tabanlı, üzerinde java ile geliştirme yapılabilen bir işletim sistemidir.

    duyurulalı epey oldu, piyasada aktif olarak kullanılıyor da ama istenilen seviyede değil. ya da google'ı düşününce, beklenildiği gibi değil. bence artık zamanı gelmiştir bir şeyler olmasının.

    yapın, ben de telefonumu yenileyeyim, java dışındakilere de destek verin. güzel olun.

  • google chrome os kimler için?

    10 Aralık 2009Perşembe21:59 Yorumla(0)

    çok seviyordum seni google, nasıl oldu da böyle oldu? nasıl oldu da sen de .... neyse.

    chrome os'un tanıtım vidyolarında bilgisayarları sadece müzik, email, oyun, sohbet, vidyo, harita, alışveriş için kullandığımızı söylüyorsun. evet, bu böyle ve sen sadece bilgisayarı bu işler için kullananları hedefliyorsun. tabi kızamam, karışamam. yanlış mı? pek değil ama eksik.

    şimdilik böyle. ama herkes böyle değil, hep böyle olmayacak.

  • herkesten girişimci olmaz

    10 Aralık 2009Perşembe21:59 Yorumla(2)

    özel sektör gelişip büyüyor, minik minik şirketler çoğalıyor. bunlar çok güzel şeyler ve bunların çoğu girişimciler sayesinde oluyor.

    fakat girişimci tanımının doğruca yapılmaması nedeniyle zengin hakkında konuşan fakirler arasında şiddetli tartışmalara yol açıyor. girişimci; kimine göre fırsatçı, kimine göre geleceği gören, kimine göre risk alan, kimine göre de kalleş kapitalist olandır.

    nasıl tanımlandığı bir kenara, herşeyi ve herkesi girişimci olarak görmek çok yanlıştır. birileri girişimci olur, birileri bu girişimciler altında çalışır. bir topluluktaki herkes girişimci olmamalıdır, olamaz. hem olsa da bir cacık olmaz. girişimci dediğin stres altında kalandır. herkes stres altında olunca, iş miş olmaz.

  • functions.php dosyalarına son

    10 Aralık 2009Perşembe21:59 Yorumla(0)

    php ile yazılmış birçok projenin kalbini oluşturan dosyadır. çeşit çeşit, renk renk fonksiyonlar bu dosyanın içersine tıka basa doldurulmuştur; açtığınızda çarşaf gibi uzar gider. hemen hemen diğer tüm kod dosyalarında, bu fonksiyon dosyası(require ile değil, include ile) çağırılır; bazen çağıran dosyanın çükü düşmesin diye, bazen de yüzlerce fonksiyondan sadece birisi kullanılsın diye çağırılır.

    bu dosyayı alın sokun cebinize, ortada proje mroje kalmasın. bu dosya, kalp veya beyin kadar önemlidir. ama artık böyle dosyalar yazılmıyor. göremeyince üzülüyorum.

  • 10 Aralık 2009Perşembe15:51 Yorumla(1)

    iş yaparken klasik müzik dinleyin, çevrenizdekilere rahatsızlık vermeyin.

  • 10 Aralık 2009Perşembe15:31 Yorumla(1)

    Uzun süre yazmayınca setTimeout'u bile unutuluyorsa, daha neler unutulmaz ki?

  • youtube vidyolarını mp3 dosyalarına çevirmek

    10 Aralık 2009Perşembe14:07 Yorumla(1)

    Çok güzel bir eseri onlarca kez dinlemek için, her seferinde youtube'a girip play'a tıklamaktan bıktım. Keşke, youtube, repeat diye bir seçenek koysaydı.

    Koymamış, ben de vidyoyu, mp3 dosyasına çevirdim şu adresten http://www.video2mp3.net/

  • 10 Aralık 2009Perşembe12:33 Yorumla(0)

    Bisssm....  Kemerlerinizi bağlayın, bana sıkıcı sarılın, başlıyoruz.